MOTİVASYON için öneriler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MOTİVASYON için öneriler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ocak 2010 Çarşamba

HAYATIMI DEĞİŞTİRMEK İSTİYORUM (HAYDİ)

Başlarken;

Neden bazı insanlar diğerlerinden daha başarılıdır ?

  • Daha zeki veya yetenekli olduğu için mi ?
  • Çevresinden daha fazla destek gördüğü için mi ? (torpilli mi ?)
  • Şansımı yardım etti ? ( kader)
  • Zengin mi doğmuştu ?

Daha başka cevaplar da bulmak mümkün elbette. Her birinin doğruluk payı da olacaktır. Fakat bu tür cevaplardan hiç biri beni tatmin etmiyor. Müsaadenizle açıklayayım; İlk maddede ki zeki ve yetenekli kavramlarına bakalım. Bu ülkede zeki ve yetenekli olmak başarılı olmak için yeterli mi ? Siz kendinizi aptal veya yeteneksiz mi hissediyorsunuz ? Kimin daha zeki olduğuna IQ\ EQ testleri mi karar verecek ? IQ testinden yüksek alamazsanız asgari ücretle çalışan biri olmayı kabul mu edeceksiniz ?

Zeka nedir ? Şu anda sahip olduğunuz zeka ve yetenek seviyeniz başarılı olmanızı engeller mi? Bir, iki dakika düşünün...

Benim cevabım koca bir HAYIR !

Doğuştan veya sonradan bir rahatsızlık geçirmediysen şu andaki aklın başarılı olmak için yeterlidir. Kanıt mı ?.

İyi yetiştirilen kentli ve zengin aile çocuklarına bakalım ; Bu çocukların hepsi zeki mi ? Nasıl oluyor da Türkiye'nin ve dünyanın en güzel ama bir o kadar da zor okullarını bitiriyorlar. Yaptıkları işlerde en az babaları kadar başarılı oluyorlar. Böyle bir şey mümkün mü? Allah, " bunlar zengin çocukları, daha fazla beyine ihtiyacı var ; ben de daha fazla vereyim" mi diyor?

HAYIR !!!

O zaman farkı yaratan nedir ?

Ben bu yazı dizisinde, bu soruya bulduğum cevapları sizinle paylaşmak istiyorum. Yalnızca farkı yaratan şeyleri değil, bu farklar nasıl kapanır, nasıl öne geçilir bunlar da bu yazı dizisinde incelenecek.

Fakat daha fazla ilerlemeden önce "Neden bazı insanlar diğerlerinden daha başarılıdır ?" sorumuza verdiğimiz diğer cevapları inceleyelim.

  • Çevresinden daha fazla destek gördüğü için mi ?
  • Şansımı yardım etti ?
  • Zengin mi doğmuştu ?


Evet tüm bu olgular birer gerçeklik. Ancak bu üç cevapta bizi yolumuzdan çevirmemeli. Neden mi? Çünkü;

Bu noktada konuyla ilgili doğduğum mahalleden bir örnek vermek istiyorum.

İzmir'in, Şirinyer İlçesine bağlı, Çamlık Mahallesi'nde, 797 Sokak'da doğdum.(İzmir'de sokalar numaralıdır.) Bizim sokağın 150-200 m. Ötesinde İşçi Evleri Semti başlıyordu. O semt bizim sokağa göre çok daha düzenli, bahçeli evlerden oluşuyordu. Çocukların gittikleri okullar da, yaşam tarzları da bize çok modern gelirdi. Bizim mahalle ise daha çok göçle oluşmuş, gecekondu irisi evlerden oluşuyordu. Benden yaşça küçük bir arkadaşım dedi ki;
-Ahmet Abi, Keşke 150 m. ötede doğsaydım. Bütün hayatım değişik olurdu.
Selçuk bunu söylediğinde 12-13 yaşındaydı. Yalnızca 150 m., 150 m. İle hayatının değişeceğini düşünüyordu. Bu gün bir bankada koruma görevlisi ve bir işi olduğu için mutlu. Ama 150 m. Ötede doğsaydı, örneğin başarılı bir mühendis olabilirdi. Çok farklı bir hayat yaşıyor olabilirdi. Farklı bir eş, farklı bir ev, farklı arkadaşlar. Boş vakitlerini kahvede geçirmezdi.

Özet olarak, o daha kaliteli bir yaşamı hak ediyordu. Biz de daha kaliteli bir yaşamı hak ediyoruz. Doğumumuzla beraber oluşan şartlar kaderimiz değil. Bizim dışımızda gelişen olayları kabul etmeliyiz ama onlara boyun eğmek zorunda değiliz.
Anneni ve babanı seçemezsin, çevreni seçemezsin ama geleceğini seçebilirsin.

Şimdi okuyanlar arsından " söylemesi kolay, gel de sen değiştir" diyenleri duyar gibiyim. Kendimden değil de, yakın tarihimizden bir örnek vermek istiyorum;

Kurtuluş savaşı öncesi ülkenin durumunu düşünün. "Tam Bağımsızlık" . Bu sözcüğü aklına getiren kaç kişi vardı? Büyük bir hayaldi. Ülken işgal altında, büyük bir karışıklık hüküm sürmekte ve aydınlar bile en az hasarla, kime teslim oluruz tartışmasında. Cevabı biliyorsunuz. Eğer Gazi ve arkadaşları mevcut duruma (acı gerçekler) boyun eğselerdi, bu gün ülkemiz küçük bir gerici ülke olurdu veya yok olurdu.

Hayatı ısmarlayamayız ama gelen yemeği beğenmiyorsak kendimize yemek yapabiliriz. Yada oturup, durumumuza kahredip hayıflanabiliriz.
-Keşke 150 m. ötede doğsaydım.

Ben Hayatımızı Değiştirebileceğimize İnanıyorum. Ve bu konuda öğrendiklerimi sizinle paylaşmak istiyorum. Bir sonra ki yazıyla başlıyoruz.

DERS ÇALIŞMAYA HİÇ VAKTİM YOK

DERS ÇALIŞMAYA HİÇ VAKTİM YOK Eğer siz de ders çalışmak için zamanınızın yetersizliğinden şikayet ediyorsanız bu yazıyı okumanız yararınıza olacaktır. Tabiki size elinizdeki 24 saatten daha fazlasını veremeyiz. Ancak size elinizdeki 24 saati nasıl daha efektif kullanabilirsinizle ilgili bazı sırlar verebiliriz.

Yetişkin bir insan günde altı hatta daha az uyurarak hayatını idame ettirebilir. Birçoğunuzun ortalama altı saatten daha fazla uyuduğunu düünerek daha az uyumanızı tavsiye edebilirm. Ancak bu yazının amacı sizi daha az uykuya yönlendirmek değil. Alışageldiğiniz uyku düzeninizi değiştirmeden, uykudan geriye kalan zamanı daha verimli kullanmanıza yönelik tavsiyelerde bulunmak sadece.

Hayalinizde bir deney tasarlayın. Bir cam fanüsünuz olsun ve sizden içini doldurmanız istensin. Bunun içinde sizlere içinde ne olduğunu bilmediğiniz dört kap malzeme olsun. Deneye başlayın ve birinci kabı açın. Birinci kabın içindeki büyük taş parçalarını fanüsün içine doldurun. Fanüsün ağzına kadar dolduğundan emin olun. Tamamiyle doldu mu?

Eğer cevabınız "evet" ise şimdi ikinci kabı açın. İçindeki ufak çakıl taşlarını fanüsün içine yerleştirmeye çalışın. Şaşırdınız değil mi? Sizin dolu zannettiğiniz fanüs hala içine birşeyler alabiliyor. Fanüs ağzına kadar dolduğunda bu işe bir son verin. Sizce şimdi fanüs doldu mu?

Herhalde geriye kalan iki kabın bir hikmeti vardır deyip "hayır" cevabı vermiş olabilirsiniz. Şimdi üçüncü kabı açıp içinde kum olduğunu gördünüz. Kumu fanüsün içine boşaltmaya başalayın. Kum tanecikleri boş buldukları her yere nüfuz edeck ve fanüsü ağzına kadar doldurmanıza yardımcı olacaktır. İşte şimdi fanüs gerçekten ağzına kadar dolu görünüyor değil mi?

Görevi tamamlamış olma niyetiyle dördüncü kabı da açın. Ne görüyorsunuz? Bir kap dolu su... Şimdi suyu fanüsün içine boşaltın. Gözlerinize inanamayacaksınız. Ağzına kadar dolu zannettiğiniz fanüs dördüncü kabın içindeki suyu tamamen aldı. İşte şimdi fanüs gerçekten ağzına kadar dolmuş oldu.

İşte bizim hayatımızda buradaki fanüs gibidir. Her günümüzde sadece 24 saatimiz vardır ve ne yaparsak yapalım bunu 25'e çıkarma şansımız yoktur. Bu 24 saati dolu dolu yaşamak ve günümüzü ağzına kadar doldurmak ise bizim elimizdedir.

Her insanın hayatında çok önem verdiği işler vardır. Aile, okul, kız veya erkek arkadaşınız örneğimizdeki büyük taşlar gibi hayatınızın tamamını dolduruyor gibi görünebilir. Bir de bunların yanına alışveriş, televizyondaki futbol maçları, haftada bir yayınlanan en sevidğiniz dizi gibi çakıl taşlarına benzetebileceğimiz işler eklenince bütün zamanınız tükenmiş gibi durabilir. Aslında bu sadece bir yanılmadır. Daha küçük işler için hala vaktiniz vardır aslında. Örneğin maç başlamadan önceki yarım saat veya akşam yemeğinin hazırlanmasına kadar olan 20 dakika sizin için kullanılabilecek değerli zamanlardır. Bu tür zamanları kum tanecikleriyle doldurabilirsiniz.

Peki örneğimizdeki suyu günlük yaşantımızda neye benzetebiliriz derseniz işte cevabı. Otobüste giderken, tren beklerken, tenefüslerde, reklam aralarında su gibi her hacme sığdırabileceğiniz ufak işleriniz olabilir. Örneğin geometri formüllerini yazdığınız bir kağıt parçasını her zaman cebinizde veya cüzdanınızda taşıyabilir ve birkaç dakikalık boş zamanlarınızda bile geometri formüllerini tekrar etmeye fırsat bulabilirsiniz.

Aslında Öğrenci Seçme Sınavı'na hazırlana bir insanın zamanının büyük bir kısmını çalışmaya ayırması daha doğru olur. Bütün geleceğini etkileyecek olan bu sınav için bir sene boyunca dişini sıkması gelecekte daha rahat ve huzurlu bir yaşantının anahtarı olabilir. Bu açıdan düşünüldüğünde hayatınızdaki tüm büyük taşlar, çakıllar, kumlar ve su ÖSS için adanabilir. Tabiki belirli bir süre.

Kendinize bir çalışma planı çıkarın. Örneğin günde en az 4 saat çalışmayı prensip edinmeye çalışın ve bunu büyük taşlar olarak görün. Bu dört saati tamamiyle ders çalışmaya ve soru çözmeye ayırın. Sonra hayatınızda çakıl taşları için kullanabileceğiniz zamanları belirleyin. Örneğin her sabah kahvaltıdan sonra okula gitmeden önce yarım saat boş zamanınız varsa bu zaman diliminde bir 20 soruluk bir konu tarama testi çözmeyi alışkanlık haline getirin. Serviste, tenefüste, durakta hatta yürürken bile kullanabileceğiniz çalışma notları hazırlayın. Aslında ne kadar çok vaktiniz olduğuna siz de şaşıracaksınız.

Dolu dolu günler dileğiyle...

Ders Çalışmayı NEDEN İstemiyoruz..?

























NEDEN ?

İnsanın içinde neden çalışma isteği uyanmaz?Neden bir türlü başalayamaz ya da başlasada arkasını getiremez.Hemde çalışırsa yapacağını - o kapasitenin kendisinde olduğunu - bile bile...

Yaklaşık 15 yıldır bu benim ilgi alanım oldu:)Neden,neden,neden...?İnsanları tutan ne?Kimileri güdümlü füze gibi hedefine kilitlenip,çalışıp başarılı olurken neden kimileri bunu yapamıyor?Çalışması gerektiğini bilip çalışamamak diye bir tabir bile oluştu artık dilimizde.Acaba neden...?

Cevaplara geçmeden önce zihnimin çalışma şeklinin, sorunların asıl kaynağına inmek üzerine programlandığını belirtmem gerek.Bu bir kişilik özelliği.İşte bu sebeple asıl cevapları bulmam biraz uzun sürdü:))Ama değdi doğrusu...(en azından kendi hayatım için bunu net olarak söyleyebilirim)

Şimdi gelelim bu soruların cevaplarına.

Bu çalışma isteğinin bir türlü gelmemesinin altında yatan en büyük sebep,genellikle,kaybetme ihtimalini kabullenmemektir.Halbuki insan biraz düşünse,bu ihtimali yeryüzünden söküp atacak bir güç yok ki...Hem bu ihtimallerle insan oluruz,kul oluruz hayatta.Öyle olmasa kibrimizden yanımıza yaklaşılmazdı.İnsan, birazda kaybederek insan olur.

Bu ihtimal sadece bizim için değil herkes için vardır.100 puan alsanız dahi bir yanlış tercihle puanınızı yakabilirsiniz.Yani eni sonu herşey nasiptir...Lakin insanoğlunun hayatı kontrol etme isteği bunu kabullenemez bir türlü.Hayat kontrol edilirmi hiç?Yarına çıkmaya garantimiz yokken ne kontolü Allah aşkına...?

Bu bir sınav...Her sonuca açık bir sınav.Taa en baştan olmama ihtimalini kabullenirseniz en büyük stres kaynağınız uçar gider.Stres beyni baskı altına aldığından zihininizin açıldığını,bilgileri daha kolay öğrendiğinizi farkedersiniz.

Hem olmasa ne olur ki...?Hayatta daha önemli olan şeyler yokmu?İnsan bunları düşününce bu kabullenme daha kolay oluyor.Yani bunları anlamak için illa amansız bir hastalığamı yakalanmamız lazım???

Cennet vatanımızda doğmak ise ne büyük nimettir.Afrikada da doğabilirdik.İç savaşların ortasında can derdine düşebilirdik.Bunları düşününce kpss ne kadar komik kalıyor.İç savaştan kaçıp gelen birine bunları anlatsak ne derdi acaba bize...

Kabullenin arkadaşlar.Sadece sınavın olmama ihtimalini değil hayatınızda şu an olan biten herşeyi kabullenin.Birşeyleri değiştirmeye azmedin ama öncesinde şu halinizi kabullenin.Şu an sizin için en iyi yer burası yani yaşadığınız bu hayat...Her haliyle her şekliyle bu böyle...Joe Vitale'in dediği gibi ''Şu anda nerdeyseniz,kimseniz,ne yaşıyorsanız bilin ki bu sizin için iyi olandır'' (biz buna hayırlı olan diyoruz).

Kabullenen insanın sırtından resmen bir dağ kalkar.Kabullenmek hayatla barışmak ,hayatla aynı safa geçmek demektir.Akıntıya karşı yüzmeyi bırakıp kendini akıntıya bırakmak az bir gayretle güzel sonuçlara ulaşmak demektir.Az bir gayret dedimde A grubu sınavlarına hazırlanan bir arkadaşım var.Tam bir kitap delisi.İnsan bir derse 10 kaynaktan çalışırmı:))Oluyormuş işte:)Bu arkadaşım 9-10 kaynak kullanıp sınavları veremezken iki ya da üç kaynaktan çalışıp sınavları kazananları görünce deliye dönmüştü.Bunun bir açıklamasınıda bulamamıştı.Konuştukça meselenin kaynak meselesi değil kabullenme meselesi olduğunu gördü.O başarısız olma İHTİMALİNİ zihninden söküp atmak için saldırıyordu kitaplara.Sonuç,hüsran...

Konuşmalarımız ilerledi ve bu arkadaşım çok iyi bir gelişme gösterdi.Hayatın büyük resminin içinde hedeflediği şeylerin aslında o kadarda büyük olmadığını gördü.Hayatındaki düğümleri birer birer çözdü.Daha çok şükretmeye başladı.Daha az şikayet eder oldu.Daha önceden kabullenemediği şeyleri bırakın kabullenmeyi güler geçer oldu.Sonuç,o şimdi bir bakanlıkta uzman yardımcısı...Hedefleri bittimi peki?Elbette hayır.Son sürat çalışmaya devam ediyor.

Hayatınızda olan biten herşeyi kabullenmek herşeyi delip geçen bir lazer ışını gibidir.Ona dayanabilecek bir zırh yoktur.Onun verdiği güç bambaşkadır.Motivasyonu, yaparsın koçum,haydi aslanım diyerek,başardığınızı sürekli hayal edin diyerek kazanacağını sananlar yanılıyorlar.15 yıl boyunca benimde yaptığım buydu.Çare değilmiş,geçte olsa anladım...:)

Sır,kabullenmekte...Sır,kpss'de değil sizin hayata ve kpss ye bakışınızda.Bir ara çalıştığım dersanede öğrencilerime şöyle derdim.Benim rehberlikte yaptığım şey çok basit aslında.Ellerimi yana ve yukarı doğru açarak bakın derdim,siz kpss yi ve memuriyeti gözünüzde işte böyle büyütüyorsunuz.Benim burda yaptığım ise kollarımı aşağı indirerek,bu gözünüzde büyüttüğünüz şeyleri küçültmek,hepsi bu...

Son olarak,elde etmek istediğiniz şeyin olması ya da olmaması sizin için aynı olduğunda(iç dünyanızda),elde etmek istediğiniz şeye %99 sahip olursunuz.Hemde ummadığınız bir anda,ummadığınız bir şekilde,ummadığınız artı güzellikleriyle.

Hayatın doğası budur.Şimdi seçim sizin.Ya buna karşı durun ve stresin en alası ile boğuşun ya da hayatınızda olan biteni kabullenip,olma ihtimali olanlarıda kabullenip hayatla aynı safa geçin.

Hayatı zorlaştıran birazda bizleriz...İnşallah artık bu sizin için tersine döner...

13 Ocak 2010 Çarşamba

KAÇ LİRA DEĞERİNDEYİZ?

KAÇ LİRA DEĞERİNDEYİZ?

Bir kimyagerin araştırmalarına göre insanın değeri komik denecek kadar düşük olup adeta sudan ucuzdur. Çünkü vücûdumuzda 7 kalıp sabun yapacak kadar yağ, orta boyda çivi yapacak kadar demir, ancak bir kahve fincanı dolduracak kadar şeker, bir tavuk kümesini boyayacak kadar kireç, 2000 kibrit yakacak kadar fosfor, ufak bir topun atımına yetecek barut için potasyum bulunmaktadır.
Madde itibariyle bu kadar ucuz olduğu halde tek bir organını bile dünyaya değişmeyen insan, kendisine verilen bu değerin kıymetini bilmeli ve yine kendisini kâinatın dilenciliğinden kurtarıp, bütün mahlukatın sultanı yapan Zât’a karşı kulluk vazifelerini yerine getirmelidir.
Aksi takdirde gerçek değer kokuşmaya mahkûm birkaç kilo et, birkaç litre kan ve bir yığın kemikten ibaret kalacaktır.

14 Mart 2009 Cumartesi

Başarılı olmak için uykunuzun kalitesini artırın!..

Ruhsal ve fiziksel olarak dinlenebilmek, güne enerjik başlamak için birinci kural kaliteli bir uykudur. Uykunun süresinden çok kalitesinin önemine dikkat çeken uzmanlar, herkesin ihtiyaç duyduğu uyku süresinin farklı olduğunu ve dönemsel olarak değişiklik gösterebileceğini söylüyor. Çağımızın hızlı temposunda önerildiği gibi günde sekiz saat uyumak herkes için mümkün olmayabilir ama en azından bu süreyi verimli kılmak elimizde.

Ne yapmalı?

Biyolojik saatinizi ayarlayın: Biyolojik saatimizi her gün benzer saatlerde uyumaya alıştırmalıyız. Nasıl metabolizmamıza belli saatlerde ara öğün yapma alışkanlığı kazandırıp saate bakmadan acıktığımızı hissediyorsak, uykuya dalma ve uyanma saatlerimiz de bu şekilde belirlenebilir olmalı. Tabii ki hayatımız buna her zaman elverişli olmayabilir ama önemli olan genelde bu ritmi yakalayabilmek.

Hacmi büyük, kalorisi düşük beslenin: Yatmadan önce hafif, uykunuzu kaçırmayacak şeyler yiyin. 19.30-20.00 saatlerinde yediğinizi varsaydığımız akşam yemeğinizden iki saat sonra bir porsiyon mevsim meyvesi yanında bir çay bardağı kadar light yoğurt veya süt içmek hem besleyici hem de rahatlatıcı olacaktır. Ilık süte bir miktar tarçın ekleyerek sakinleştirici etki sağlayabilir ve kan şekeri dengesine de yardımcı olabilirsiniz.
Bitkisel çayları gün boyu tüketin: Kafeinli içeceklerden uzak durum. Insomnia yani uykusuzluk problemi çeken kişilere kediotu, fırıldak çiçeği, yulaf sapı ve papatya bitkilerinin kullanımı yardımcı olabilir.

Stres yapmayın: Yapılmayan işleri, ödenmeyen faturaları, sinirlendiğiniz sevgilinizi düşünerek yatağa girmeyin. Su stresten arınmak için en önemli yardımcılardan biridir. Stres atmak için oda ısısında su için, elinizi yıkayın, ılık bir duş yapın. Sizi mutlu eden olayları, kişileri, anları hayal ederek uykuya dalın.

Altı öğün kuralına uyun

Kendinizi şımartın: Minik hediyeler, kendinize ayıracağınız birkaç özel saat enerjinizi yerine getirebilir. Bunun için bir spa merkezinde bir gün veya hafta sonu geçirebilir, uzun zamandır almak istediğiniz bir kıyafeti alabilir, bir konsere ya da sinemaya gidip keyif yapabilirsiniz.

Vücudunuzu doğru besleyin: Uzun süreli zindelik hissi için güne mutlaka kahvaltıyla başlayın. Ekmek, mısır gevreği gibi karbonhidratlar serotonin denen hormonun salgılanmasına neden olarak rahatlatıcı bir işlev görürler. Basit şeker oranı yüksek besinlerden, kafein oranı çok yüksek olan içeceklerden uzak durun. Bunlar günün ilerleyen saatlerinde sersemlik hissi yaratabilir.

Altı öğün kuralına uyun; üç ana, üç ara öğün beslenmeyi hayat felsefesi haline getirin. Taze ve mevsime uygun sebze ve meyveleri yemeye çalışın.
Alkol tüketmemeye özen gösterin. Mayalı içecekler bazı bireylerde uyku hali yaratabileceği gibi bazı kişilerde ani enerji iniş çıkışlarına neden olabilir. Özellikle enerji içecekleri veya bunlarla hazırlanan alkollü içecekler gece boyunca kişilere enerji sağlarken, uyku kalitesinin çok düşük olmasına yol açabiliyor.

Uykusuzluk ya da uykuya aşırı meyil vücudun belli vitamin ve mineraller açısından fakir olduğunu gösterebilir. Bunun için kan tahlilleri yaptırmalı, gerekli destekleri uzman kontrolünde almalısınız.
Yazan: Taylan Kümeli
Kaynak :
www.milliyet.com.tr

4800$ lık seminer notları

Guzel KonusmaÖyle insanlar vardır ki, konuştukları zaman soluduğunuz havanın bile onların sayesinde olduğunu zannedersiniz. Yani konuşmaları öyle etkilidir ki, bulundukları her ortamda, kısa bir sürede insanları etraflarında halka yapmayı başarırlar ve çevreleri üzerinde kıskanılacak etkileri vardır.

İş görüşmelerinde iş veren personelini işe almadan evvel mülakattan geçirir. Burada amaç, sınırlı sürede karşıdakini azami ölçüde tanımaya çalışmaktır. Bu görüşmelerin sonunda bazen bakarsınız ki, sizden çok daha az özelliklere sahip birisine, o çok istediğiniz işi kaptırıvermişsiniz.

?Bu işin sırrı nedir?? diyecek olursanız, cevap son derece açık : Güzel konuşmayı becerebilmek…

Çünkü konuşmak yalnızca düz bir iletişim aracı değildir. Kişinin bütün duyguları yanı sıra bütün düşüncelerini de çevresine ulaştırabildiği en etkili yoldur.

Şimdi size çok değerli bir birikim sunacağız. Arkadaşımız Doç. Dr. Yılmaz Üstünel, Princeton Ünüversitesi?nce (ABD) düzenlenen toplam 4.800 $?lık hitabet seminerlerinin notlarını ele geçirip tercüme etti, bize gönderdi. Söz konusu değerli birikimi büyük bir dikkatle okuyun, kavrayın, uygulayın: “Hitabet sanatının zevkine varın!”

  • Giriş ve bitiriş cümleleri hayati önem arzeder, dikkat!
  • Ağzınızdan çıkan her cümle muhataplarınızı yakından ilgilendirsin,onların ihtiyaçlarına yönelik bilgiler ihtiva etsin.
  • Gereksiz ayrıntılarla muhataplarınızı sıkıntıdan patlatmayın, beş dakikada bir ilginç ayrıntılara yer verin.
  • Muhataplarınızın yüzüne, hatta gözlerinin içine bakın : Asla mırıldanarak konuşmayın.
  • Üç cümlenizden birisi soru cümlesi olsun, soru cümleleri muhatapları uyanık tutar, kendine getirir, konsantre eder.
  • Ne konuştuğunuz değil ; nasıl konuştuğunuz önemlidir.
  • Enteresan olaylara, merak uyandırıcı hatıralara yer verin.
  • Hiç bir şey bilmeseniz bile samimi konuşun, hayatınızın en etkili hitabetini yapmış olursunuz.
  • Dinleyicilerinizi usulüyle övün, etkileyiciliğiniz % 50 artar.
  • Asla ezberlenmiş bir konuşmayı mekanik tarzda sunmak tarzındaki bir konuşmayı denemeyin.
  • Anlatacağınız konu hakkında heyecanlı, arzulu ve şevkli olun.
  • Konuşmanızı dinleyicilerle paylaşın.
  • Kendinizi dinleyicilerle özdeşleştirin.
  • Kendinizden örnekler verin,samimi itiraflarda bulunun ama şahsi reklama girmeyin.
  • Göze ve kulağa beraber hitap edin, bunun için teknolojiden faydalanın.
  • Dinleyicilerinize sevgi ve saygı gösterin, bunu her birine hissettirin.
  • Örnekleriniz bol olsun.
  • Sözlerinizin yankısını muhataplarınızın beyninde yüreğinde duyun.
  • Beden dilinizi ustalıkla ve şuurlu olarak kullanın.
  • Asla yıkıcı, olumsuz, ümitsiz ifadeler kullanmayın.
  • Ses tonunuz bazen hiptonik, bazen vurucu olsun.
  • Hazırlıksız konuşmamaya çalışın.
  • Dinleyicileriniz sanki ayağa kalkıp size cevap vereceklermiş gibi konuşun.
  • Konuyla ilgili güldüren ama düşündüren esprileriniz mutlaka bulunsun.
  • Konuya farklı ve ilginç açılardan bakın.
  • Somurtarak konuşmayın, tebessümünüz bol olsun.
  • Sorular çoksa, başarılı bir hatipsiniz demektir.
  • Arada bir siz susun, sessizliğiniz konuşsun. Sukutunuzla da konuşmayı bilin.
  • 20 dakikalık konuşma da şok edici en az iki bilgi bulunmalıdır.
  • Dinleyicileri şu andan alın, 25 yıl ötesine götürün ; gerekli motivasyonu sağladıktan sonra tekrar bu güne getirin.
  • “Bu konuşmanın belki de en can alıcı cümlesine geldi sıra…? tarzında ifade(leri)niz mutlaka bulunsun ve o cümle hakikaten can alıcı olsun.
  • Her müthiş tesbitten sonra siz,dinleyicilerden beş kat daha fazla dehşete düşün, bunu herkese hissettirin.
  • Dinleyicilerden birkaçını seçin,onlarla kısa süreli birebir diyalog kurun.
  • Konuyla ilgili bazı önemli kavramları veya şekilleri yazdığınız kağıdı dinleyicilere gösterin, okutun.
  • Bazı sürprizler yapın, böylelikle konuşmanızın etkisini %30 artırabilirsiniz.
  • Anlattıklarınızın nasıl pratik hayata geçirileceğine dair yollar gösterin.

(6 günlük hitabet seminerinde özetle bunlar açıklanmaktadır.)

Tercüme: Doç.Dr.Yılmaz Üstünel
Princeton Ünüversitesi (ABD)

Altı aylık ömrün kalsa ne yaparsın?

Kişisel gelişimle ilgilenmeye başladığım yıllardan beri bu soruyu hep okudum. Hemen hemen bütün kitaplarda aynı soru vardır: “Altı aylık ömrün kalsa ne yaparsın?”

Bu soruyu defalarca oturup düşündüm. Aslında harika bir soru. Hayatı öylesine boş yaşıyoruz ki sanki hiç bitmeyecek gibi. Başkaları hastalanabilir ama biz asla, başkaları ölebilir ama biz asla. Ölümün bazen çok yakınımızda olduğunu fark ederiz ama tehlike geçtikten sonra hemen unuturuz. Sanırız ki elimizde bitmek tükenmek bilmeyecek kadar çok zaman dilimi var. Nasıl olsa isteklerimizi yapacak zamanımız olacaktır. Oysaki o bitişin ne zaman olacağını hiç birimiz bilemeyiz. Belki yarın, belki bu gece. Ama yarın öleceğiz diye kendimizi bırakmak için değil aksine çok fazla hayata sarılmak için yazıyorum bunları. Planlarımızı hiç ölmeyecekmişiz gibi yapıp ama hiç vaktimiz yok gibi de acele etmeliyiz. Düşünün bir kere 6 aylık ömrünüzün kaldığını, ne yaparsınız? Bu dünyadan gitmeden önce neler yapmak isterdiniz? Peki onları neden yapmıyorsunuz?

Geçen hafta vizyondaki filmlere bakarken bir tanesinin konusu beni çekti ve hemen gittim seyrettim. Filmin adı ŞİMDİ YA DA ASLA. Filmin yönetmeni Rod Reiner. Oyuncular ise; Jack Nicholson ve Morgan Freeman. Filmde 6 aylık ömrü kalmış iki insanın yaşamları anlatılıyor. Filmin başında hüzün vardı. Ama ölmeden önce yaşamaya karar verdikleri zaman eğlence başladı. Çok mutlu oldular. Hastalıklarını tamamen unuttular. Kendilerini hayatın akışına ve keyiflerine bıraktılar. Şimdi şöyle düşüneceksiniz. Ama onların parası vardı. Evet bir tanesinin parası var, ama bazı keyifler için paraya gerek olmuyor. Sevdiğin ile birlikte olmak, sevdiklerine seni seviyorum demek ve onlarla daha çok zaman geçirmek için para gerekmiyor. Ayrıca unutmayalım zenginler de ölüyor. Filmin en can alıcı yanı şu;

Carter Chambers’ın (Morgan Freeman) üniversite birinci sınıftaki felsefe hocası, uzun yıllar önce onlardan bir “Şimdi ya da Asla” listesi hazırlamasını istemiş. Bu listeye ölmeden önce yapmak, görmek, deneyimlemek istedikleri her şeyi yazın demiş. Oysa Carter, kişisel rüya ve planlarını belirlemeye çalışırken, araya hayatın gerçekleri girmiş. Evlilik, aile, sayısız sorumluluk derken, 46 yılını araba tamirciliği yaparak geçiren Carter, “Şimdi ya da Asla” listesini hiç unutmamış.

Milyarder işadamı Edward Cole (Jack Nicholson) ise, böyle bir liste görmemiştir hiç. Hayatı para kazanmak ve bir imparatorluk kurmakla geçmiştir.

Bu iki insanın yolu bir hastane odasında birleşir. İkisinin de yaşamda çok az zamanları kalmıştır. Onlar el ele verip geri kalan hayatlarını keyif içinde yapmadıklarını yaparak geçirmeye karar verirler. Hiç değilse bir tanesi hastalığı yener. Hayatta böyle bir şans varsa bunu denemeye değmez mi hiç?

Kendinize ŞİMDİ YA DA ASLA listesi yapmanızı öneririm. Aklınıza ne gelirse yazın. İstediği kadar uçuk olsun mutlaka yazın. Belki bir gün gerçekleştirirsiniz :)

UNUTMA; BUGÜN GERİYE KALAN HAYATININ İLK GÜNÜ
GOETHE
Sevgiler

On numaralı parşömen:DUA

duaBüyük bir felaket ya da keder anında Allahına sığınmayacak kadar imanı zayıf olan var mıdır? Tehlike, ölüm ya da olağan deneyim ve kavrayışı aşan muamma karşısındayken onun adını haykırmayan var mıdır? Tehlikeye maruz kalan bütün canlıların ağzından fışkıran bu derin içgüdü nereden geliyor?

Elinizi başkasının gözleri önünde hızla hareket ettirin, kirpiklerini kırpıştırır. Birisinin dizine hafifçe vurun, bacağı havaya fırlar. Korkunç bir olayla karşılaşan kişi, aynı derin refleksle haykırır “Allahım!”

Tabiatın bu en büyük gizemini kavramak için hayatımın dine adanması gerekmiyor. Yeryüzünde yürüyen insan dahil bütün yaratıklar, yardıma çağırma içgüdüsüne sahiptir. Bu içgüdüye, bu armağana niçin sahibiz?

Haykırışlarımız bir çeşit dua değil midir? Tabiat kanunlarının işlediği bir dünyada kuzunun, katırın, kuşun ve insanın yardıma çağırma içgüdüsüne sahip olması, bunu duyacak ve cevap verecek ilahi bir gücün bulunması akıl ermez bir şey değil midir?

Bundan böyle dua edeceğim.. Ancak yardım talebim yalnızca yol gösterilmesi için olacaktır.
Hiçbir zaman bu dünyanın maddiyatı için dua etmeyeceğim. Yiyecek getirmesi için bir hizmetkâra seslenmiyorum. Bir hancıdan oda vermesini istemiyorum. Hiçbir zaman altın, aşk, sağlık, zafer, şöhret, başarı ya da mutluluk istemeyeceğim. Yalnız ve yalnızca bunlara sahip olabilmem için bana yol gösterilmesi adına dua edeceğim ve dualarım her zaman kabul edilecek.

Aradığım yol gösterme gerçekleşebilir ya da gerçekleşmeyebilir, ama her ikisi de bir cevap değil midir? Bir çocuk babasından ekmek ister ve ekmek yoksa, baba çocuğa cevap vermiş sayılmaz mı?

Bana yol gösterilmesi için dua edeceğim ve diyeceğim ki:
Her şeyi yaradan, bana yardım et. Çünkü bugün çıplak ve yapayalnız, dünyaya çıkıyorum ve senin bana yol gösteren elin olmaksızın başarıya ve mutluluğa giden yoldan uzaklaşabilirim.

Ne altın, ne giysiler ve hatta ne de yeteneğime uygun olanaklar istiyorum. Onların yerine bana olanaklarıma uygun yetenekler kazanmada yol göster.

Aslana ve kartala dişleriyle ve pençeleriyle nasıl avlanıp kazanacaklarını öğrettin. Bana sözlerle nasıl avlanacağımı ve sevgiyle nasıl kazanacağımı öğret ki, ben insanların arasında bir aslan ve işyerimde bir kartal olabileyim.

Bana engeller ve başarısızlıklar arasında alçakgönüllü kalmada yardım et, ama zaferle gelecek ödülü gözlerimden saklama.

Başkalarının yapamadığı görevler ver bana; onların başarısızlıklarından başarı tohumları toplayabilmem için yol göster. Ruhumu dindirecek korkular ver bana; kuruntularımla alay edecek cesareti bahşet.

Hedeflerime ulaşmaya yetecek kadar gün ihsan eyle bana; bugünü son günümmüş gibi yaşamama yardım et.

Sözlerimi meyve vermeleri için yönlendir; kimse iftiraya uğramasın diye dedikodudan alıkoy beni.

Tekrar tekrar deneme alışkanlığı ile beni disiplinli kıl; ortalamalardan yararlanmanın yolunu göster bana. Bana olanakları tespit etme çevikliğini bahşet; gücümü artıracak sabır ver.
İyi alışkanlıklarla yıka beni ki kötüleri boğulsun gitsin; başkalarının zayıflıklarına karşı merhamet ver. Her şeyin gelip geçici olduğunu öğrenmem için bana acı ver; bugünkü şükranlarımı saymam için bana yardım et.

Beni nefrete maruz bırak ki o yabancım olmasın; yabancıları dostlara dönüştürmek için kasemi sevgiyle doldur.

Bütün bunlar senin iradendir. Asma kütüğüne sımsıkı tutunmuş küçük ve yalnız bir üzüm tanesi olmama rağmen beni herkesten farklı kıldın. Demek ki, benim için özel bir yer ayrılmış bulunuyor. Bana yön ver. Yardım et. Bana yol göster.

Bu dünya bağında filiz sürmem için tohumum senin tarafından seçilip atıldığında benim için ne öngördüysen, hepsini olabileyim.
Bana yardım et.

Allahım, bana yol göster.
Yazan : Hıncal ULUÇ

Mutluluğun resmini yapabilir misin?

Mutluluk her seyin yolunda gitmesi degildirÜnlü ressama; “Mutluluğun resmini yapabilir misin?” diye sormuşlar. Ben mutluluğun resmini yapamam ama mutlu yaşamasını öğrendim artık. Bu hiç problemim olmadığı için mutlu olduğum anlamına gelmiyor. Bu çağda bir de üstelik büyük şehirde yaşayınca imkansız. Ayrıca gelişmekte olan bir ülkede ekonomik zorluklarla yaşayınca daha da imkansız. Sadece sorunları çözüp yoluma devam ediyorum. Bütün amacım mutlu olmak ve çevremdekilere mutluluğu anlatmakla oluyor.

Sizlerden çok mail alıyorum. Hepsine de tek tek cevap veriyorum. Gördüğüm kadarıyla mutlulukla başımız dertte. Son günlerde güzel bir mail aldım. Sadece bir bölümünü yazıyorum.

“Mutluluk benim için çok zor bir kavram. Belki de mutluyum farkında değilim. Yaşam bir rol vermiştir oynuyorumdur. Mutsuzluğu oynamak da belki bir mutluluktur.”

Mutluluk ve mutsuzluk bir seçimdir. Biz beynimizde üretiyoruz. Peki sorunlar ne olacak. Sorunsuz bir hayat düşünüyorsanız mutlu olma şansınız yoktur. Mutsuzluklarımızın nedenini bulup çıkartmak gerekli. Bunun için ne yapabilirim diye düşünün. Yapacak bir şey var ve yapmıyorsanız mutsuzluk için ağlamak sizin hakkınızdır. Ama yapacak bir şey yoksa da ağlıyorsanız bu da bir seçimdir. Eğer ağlamanızın faydası varsa hep beraber ağlayalım. Ama inan ki yok. Yaşamı farkında olarak yaşamalıyız. Acılar olmadan bir hayat düşünmek mümkün değil.
Acıdan korkmak da yaşamımızı engelliyor. Benim çocuk sahibi olmaktan korktuğum gibi. Ya ona bir şey olursa diye korkudan çocuk sahibi olamadığımı yıllar sonra fark ettim. Hayat bence cesurların yanında. Bir mutluluğu yaşamadan vazgeçiyoruz. Ya sonunda şöyle olursa ya böyle olursa diye. Her türlü tehlikeyi göze alınca güzellikleri görüyor insan.

YÜKSEK DÜŞÜNCELER YÜKSEK DAĞLARA BENZER. ALIŞIK OLMAYANLARI ÜRKÜDÜR.
CENAP ŞAHABETTİN

Mutluluğa sahip olmak için acılara katlanmak gerekiyor. Mutluluk her şeyin yolunda gitmesi demek değildir.

Template by - Abdul Munir | Daya Earth Blogger Template